Kategori arşivi: Evren ve Dünya

Venüs Gezegeni Hakkında 5 Tuhaf Bilgi

Venüs gezegeni hakkında bilgi vermek gerekirse, güneş sisteminde bulunan, Güneş’e uzaklık bakımından ikinci sıradaki gezegendir. Güneş sistemindeki gezegenler arasında ise ikini sıcak gezegendir. Güneşe en uzak ikinci gezegen olmasına rağmen bu kadar sıcak olmasının nedeni atmosferinden dolayı güneşten gelen ışınların gezegenden çıkmasına izin vermemesidir. Çoban Yıldızının özellikleri ise isminin anlamı bildiğimiz “Çoban Yıldızı”dır. Yani Venüs gezegeni anlamı Çoban yıldızıdır. Evren ve Dünya kategorimizde, Venüs gezegeni hakkında 5 tuhaf bilgiyi sizlerle paylaşacağız.

5. Venüs Dünya’ya çok benzer ama çok da farklıdır.

Güneş battığında genellikle gördüğümüz o parlak yıldız aslında Venüs’tür. Venüs’e halk arasında Çoban Yıldızı da denir. Halk arasında bu ismin verilmesinin nedeni gece çobanlara yol göstermesidir.

Güneş sisteminde Dünya’nın kardeşi olsaydı bu Venüs olurdu. Venüs’ün kütlesi Dünya’nın kütlesinin 0.81’i kadardır. Yani dünyamızla boyutları aşağı yukarı aynı. Kütleleri ve boyutları çok benzer olduğu için aynı yoğunluğa ve dolayısıyla aynı kütleye sahiplerdir. Ancak dünya ile venüsün çok farklı tarafları da vardır. Venüs’ün yüzey sıcaklığı yaklaşık 482 ° C’dir. Bulutları sülfürik asittir yani yaşama el verişli değildir. Venüs’ün yüzeyi tam bir çorak arazidir. Venüs’e olan bu ilginin nedeni ise Dünya ile hem benzer hemde çok da farklı olmalarıdır. Venüs gezegeni araştır konumuz devam ediyor.

Aşağıdaki ilginç videoyu izleyebilirsiniz.

4. Venüs Gezegeni çok çok sıcaktır.

Venüs gezegeni araştır hakkında bilgi vermeye devam ederken bunu da atlayamazdık. Venüs’ün atmosferi çok kalındır, bu sebeple olan sera etkisinden dolayı gezegen çok aşırı sıcaktır. Aslında atmosferi çok kalın olduğu için güneş ışınları çok az girer ama tekrar çıkamadıkları için gezegeni çok fazla ısıtırlar.

3. Venüs Gezegeni Güneş’in Tersine Döner

NASA’nın TRACE isimli uydusunun Dünya’nın yörüngesindeyken yakaladığı bu görüntüde Venüs Güneş’in önünden geçiyor.

Güneş sistemine uzaktan bakma şansımız olsaydı, Güneş’in saat yönünün tersine döndüğünü görürdünüz. İki gezegen hariç hepsi aynı şekilde saatin tersine doğru döner. Halk arasında çoban yıldızı olarak bilinen Venüs ise tam ters şekilde yani saat yönünde döner. Venüs gezegeni hakkında bir başka araştırma bilgisi ise, Venüs’ün bir günü 243 Dünya gününe tekabül ediyor.

2. Atmosfer çoban yıldızından daha hızlı dönmekte

Venüs her 243 günde bir gün yaşarken, atmosferi ise 4 günde bir Venüs’ün çevresinde döner. Bunun neden olduğu hakkında kesin bir bilgi ise yok.

1. Venüs gezegeninde yaşam olabilir

Venüs yani çoban yıldızının, atmosferinde bazı çizgiler vardır. Bir teori olarka bu çizgilerin mikrobik yaşamın kanıtı olmasıdır. Venüs’ün yüzeyi yaklaşık 482 ° C’dir, ancak yüzeyin 50 ila 60 km (31 ve 37 mil) yukarısında, sıcaklık ve basınç Dünya’ya benzer özellikler gösterir. 

2020 Yılındaki Asteroid Çarpması Nedir?

Bu günlerde bazı haber kanallarında “Kıyamet Asteroidleri” gibi başlıklar görüyoruz. Peki gerçekten dünyaya asteroid mi çarpacak? Asteroid çarpması nedir?

Aşağıdaki videoda bir haber kanalının yayınladığı haberi görüyorsunuz. Gerçekten bu videoda anlatıldığı gibi 2020 yılında asteroit çarpması mı olacak?

NASA, Asteroid 52768’in (1998 OR2) Nisan 2020’de Dünya’yı vurabileceğini ve dünyada bir felakete yol açabileceği konusunda insanları uyardı.

29 Nisan 2020’de, büyük bir asteroitin Dünya’ya 4 milyon mil mesafede uçması bekleniyor. Bu, gökyüzündeki diğer yıldızların ilgisini çekebilir. Ancak ben buraya 4 milyon mesafe yazdığım için sizin ilginizi çekmekte pek başarılı olmuş sayılmam. Ama birçok medya kuruluşu, bu gelen asteroit hakkında, Dünyamıza faleket boyutunda ve yıkıcı bir tehdit oluşturuyormuş gibi manşetler attılar.

Örneğin yayınlanan bir makalede şu başlıklara yer verildi : “Asteroit uyarısı: NASA, 4KM çapındaki asteroiti izliyor – Dünyamıza vurursa uygarlığı sona erdirebilir.” Haber sitesi, bu makaleyi Twitter’da da yayınladı ve benzer bir mesaj kullandı. 

Dünyaya Asteroid Çarpması

Bu başlıklar tıklama getirse de, okuyucuların bu asteroitin Dünya’daki yaşam için acil bir tehdit oluşturduğuna inanmalarına neden olabilir. Durum böyle değil.

Asteroid 52768 (1998 OR2) Nisan 2020’de Dünya’ya gerçekten yaklaşacak, ama Dünyaya 3,9 milyon mil mesafeden geçecek. 

NASA sürekli olarak Dünya için potansiyel bir tehdit oluşturan asteroitler ve göktaşları için gökyüzünü izliyor. Dünya’ya yakın nesneler (Asteroitler) keşfedildiğinde, NASA bu göktaşlarını Dünya’ya ne zaman yaklaşacaklarını, ne kadar hızlı seyahat edeceklerini, ne kadar büyük olduklarını ve ne kadar yaklaşacaklarını öğrenmek için izliyor. Tüm bu veriler Yakın Dünya Nesne Araştırmaları Merkezi (CNEOS) web sitesinde herkese açıktır. Sizde Dünyaya hangi asteroit ne zaman gelecek? Dünyaya asteroit çarpacak mı diye bakabilirsiniz. Peki asteroit çarpması nedir? 

Dünyaya Asteroid Çarparsa Ne Olur?

Aslında dünyaya asteroid çarpma ihtimali düşük de olsa bu ihtimal her zaman var. Önceki zamanlarda yani dinazorları yok eden asteroidin atmosfere çok fazla nem ve toz bulutu saçtığı düşünülüyor, bu tozlar güneş ışığını kesti, dünyadaki sıcaklıkları düşürdü ve dinozorların yok olmasına neden oldu.

Asteroid 52768 (1998 OR2) ilk olarak 1998’de keşfedildi (adından da anlaşılacağı gibi), bu nedenle bu asteroit Dünya’nın üstünde ani ve korkutucu bir görünüm yaratmıyor. NASA yirmi yılı aşkın bir süredir bu asteroiti izliyor. Örneğin, asteroit 1,1 ve 2,5 mil arasında bir çapa sahiptir. Yani nispeten büyük bir asteroittir. Dünya’ya en yakın konuma geldiğinde 20.000 milin biraz altında yanımızdan geçip gidecektir. 

NASA’ya göre, bu asteroid Dünya’nın 3,9 milyon mil uzağından geçecek. 2020 yılının Nisan ayında Dünyaya çarpma şansı neredeyse yok. Başka bir deyişle, Dünya ve Ay arasındaki mesafenin yaklaşık 16 katından daha fazla mesafeden geçecek.

CNEOS’un resmi Twitter hesabı olan Asteroid Watch, asteroitin Dünya’yı güvenli bir şekilde geçeceğini ve NASA’nın olası bir felaket çarpışması hakkında “uyarı” vermediğini yazarak bu asteroid hakkında korkuları bastırmaya çalıştı.

Asteroid 52768 (1998 OR2) şu anda NASA’nın gelecekteki potansiyel Dünya olayları listesinde yer almıyor.

Kendi Bulutuna Sahip Uzaktan Bir Kek Gibi Görünen İlginç Ada: Litla Dimun

  • Lítla Dímun isimli ada, sürekli üzerinde duran kabarık, beyaz görkemli bir şapka gibi görünen buluta sahip küçük bir adadır.
  • Çiftçiler koyunlarını almak ve onları ana adaya geri götürmek için her sonbaharda burayı ziyaret ediyorlar.
  • Adaya turistlerin girmesi yasak, ancak manzarayı karşıdaki adadan görebiliyorlar.

Bu küçük adayı uzaktan gözlemleyerek, bir top kekle karşılaştıranlar da yok değil. Kabarık beyaz bir bulut, adanın üstünde battaniyeye çok benziyor.

Lítla Dímun adası, Danimarka Krallığı’nın bir parçası olan Kuzey Atlantik takımadalarına bağlı olan Faroe Adaları’nın 18 ana adasından en küçüğüdür. Ada en küçük olabilir, ancak en tatlı ada olduğu kesin.

Üzerinde asılı olan pamuksu bulut, çevredeki adalardan da görülebiliyor. Litla Dimun adası.

Adanın üstündepamuk var gibi görünüyor. Bulut, adanın üstündeki atmosfer çevresinden daha düşük sıcaklığa düştüğünde oluşuyor. Yani adanın üstündeki bulut her zaman görünmüyor.

Litla Dimun adası bulutsuz ise böyle görünüyor.

Lítla Dímun adasınınn bulutu bazı zamanlarda adanın üzerine gelir ve bazen de adaya temas ediyor gibi durur.

Litla Dimun adasındaki sarp kayalıklar ise bir hayli ürkütücü…

Ada, Faroe Adaları’nın ana adaları arasında insanlar tarafından bulunmayan tek adadır.

Eski zamanlardan beri, Lítla Dímun adası evcilleştirilmiş bir koyun çeşidine ev sahipliği yapıyor.

Yakındaki başka bir karadan Lítla Dímun adası manzarası…

Adaya turisler ulaşamıyor, ancak güzelliğini görmek isteyenler Lítla Dímun adasının kardeş adası Stora Dimun’a çıkabilir ve muhteşem manzaraya tanık olabilir.

Tarihteki Virüs Hastalıkları

Gözle göremediğimiz ve bize bir hayli rahatsızlık veren virüs ve bakteriler tarih buyunca insanların başına türlü belalar açmıştır. Bazı virüslerin tedavisi bulunsa da korona, sars, hiv gibi insanları hasta eden bazı virüslerin tedavisi hala bulunamadı.

Bilinenin aksine virüsler cansız maddelerde çok zor yaşamaktadırlar ve sadece canlıları hasta edebilen ve böylece o canlıda üreyebilen mikroskobik hastalık faktörleridir. Virüsler; hayvanlardan ve çeşitli bitkilerden, bakterilerin de içinde bulunduğu bir çok canlı biçimlerine, çoğu canlı olan madde de yaşayabilirler ve bulaşabilirler. En fazla öldüren virüsleri bu yazımızda inceledik.

Tarihteki En Öldürücü Virüslerin Sıralaması

1. Sars Virüsü

Kısa adı SARS olarak da bilinen ve açılımı ağır akut solunum yolu yetersizliği ismindeki bir virüstür. SARS virüsünden etkilenen hastalar ilk defa 2003 Şubat ayında ortaya çıktılar. Virüsün yayılma coğrafyası ise Asya, Kuzey Amerika ve Avrupadır. SARS virüsünün neden hasta ettiği ve tedavi gizemi henüz bulunmamıştır. Sars bulaşan hastalar ağır bir zatürre geçirerek hastalık seyretmektedir.

Toplam Yol Açtığı Ölüm: 770

2. Mers Virüsü

Genellikle Orta Doğu coğrafyasında ortaya çıkan ve bulaştığı kişilerde solunum sendromu ortaya çıkaran bir koronavirüsü türüdür (MERS-CoV). Bu virüs ilk kez 2012(Nisan) yılında Ürdün adlı ülkede çıkmıştır. 2012 yılındaki Eylül ayında ise Suudi Arabistan ülkesinde bir hasta olduğu açıklanmıştır. Dünyadaki çeşitli sağlık örgütlerince halen hastalık araştırılmaktadır.

Virüsün insanlara develer ve yarasalardan bulaştığı tespit edilmiştir. İnsandan insana ise hava ve temas yoluyla geçebilir.

Toplam Yol Açtığı Ölüm: 850

3. Ebola Virüsü

Ebola hastalığı nedir sorusunun en güzel cevabı insanlarda çok yüksek sebep olan, vücutta iç ve dış kanamalara yol açan ve insan hayatını tehlikeye atan bir virüs enfeksiyon hastalığıdır. Bu virüs hastalığı ebola virüsü ismindeki minik bir organizma sayesinde meydana gelir. Ebola virüsü, 1970 yıllarının ortalarında Orta Afrika coğrafyasında ortaya çıkan salgınlardan beri dünya genelinde bilinmektedir. Hastalığın önem arz etmesinin sebebi ise tedavisinin bulunamaması ve aşısının olmamasıdır. Ebola virüs bulaşan birçok hasta hayatını kaybetmektedir.

Toplam Yol Açtığı Ölüm: 11.300

4. Yellow Fever (Sarıhumma)

Dünya genelinde Yellow Fever, ülkemizde ise Sarıhumma olarak bilinen bu hastalık sarıhumma virüsü bulaşan sivrisineklerin insanları ısırması ve böylelikle insanlara geçen virüs sonucunda çabuk ilerleyen kanamalı bir sağlık sorunudur.

Sarıhumma adlı virüs Aedes ve Haemagogus isimli sivrisinekler vasıtasıyla insanlara bulaşır. Bu sivrisinek türleri insanları özellikle gündüzleri ısırmaktadır. Virüsün bulaşma alanı 2,5 km’ye kadar olan yerlerde görünebilir. Sarıhumma virüsü insanlara ve maymunlara bulaşmaktadır.

Toplam Yol Açtığı Ölüm: 100.000

5. Domuz Gribi (H1Z1) (Swine Flu)

Swine Flu nedir? Swine influenza nedir? sorularının cevapları “domuz gribi”dir. Domuz gribi dünyada en fazla 2009 yılında görülmüştür.

H1N1 virüsünün YOL AÇTIĞI bir HASTALIK olan domuz gribi, sıklıkla kış mevsimlerinde ortaya çıkan ve mevsimsel grip hastalığı ile benzer belirtilerle meydana gelen bir tür grip hastalığıdır. Ülkemizde ve dünyada domuz gribi şeklinde isimlendirilmesinin nedeni bu virüs hastalığının domuzların da hastalanmasına yol açan bir grip hastalığına sebep olan virüs türü ile çok benzemesi ve benzer belirtiler göstermesidir.

Toplam Yol Açtığı Ölüm: 500.000

6. Hong Kong Gribi

Hong Kong Gribi nedir? H3N2 nedir? gibi soruların cevabı griptir. Bildiğimiz normal grip gibi belirtileri olan bu virüs 1968 – 1969 yılları arasında dünya genelinde bir milyona yakın insanın ölmesine sebep olan 2. kategoriye yerleşmiş bir grip salgınıdır.

Toplam Yol Açtığı Ölüm: 1.000.000

7.Asian Flu

Yine H3N2 virüsünün yol açtığı bir hastalık. Asian Flu nedir? sorusunun cevabı aslında Hong Kong gribiyle aynıdır. Çünkü aynı virüs sebep olmuştur. 1957-1958 yılları arasında büyük bir salgın alanına yayılan bu virüs bir çok kişinin ölümüne yol açmıştır.

Toplam Yol Açtığı Ölüm: 2.000.000

8. HIV(Aids)

HIV virüsü, kan yoluyla ve korunmadan cinsel ilişki şekliyle bulaşan ve vücudun çeşitli bölgelerindeki dokularda barınan, ama gerçek ve ciddi etkilerini insanların bağışıklık sistemi üzerinde yoğunlaştıran bir virüs türüdür.

AIDS hatalığı ise, Kazanılmış Bağışıklık Yetersizliği Sendromunun kısaltılmış halidir. Yukarıda anlattığımız HIV virüsünün sebep olduğu AIDS hastalığı, insan bağışıklık sisteminin hastalıklara ve kanser hücrelerine karşı savunmasız olduğu bir hastalık seyridir ve insan yaşamını tehdit etmesiyle bilinir. Genel algının aksine aksine, HIV virüs testi pozitif çıkan her kişide AIDS hastalığı meydana gelmemektedir.

HIV virüsü insan vücuduna bulaştıktan sonra ilaç tedavisi uygulanır ve buna ek olarak kişinin yaşamına ve vücut seviyesine göre AIDS hastalığı olmayacağı gibi, 10-15 yıl sonrasında bile oluşma riski de vardır. 

Toplam Yol Açtığı Ölüm: 20.000.000

9. İspanyol Gribi

Dünya tarihinin en büyük virüs salgını olarak da bilinen İspanyol Gribi ya da İspanyol nezlesi olarak bilinen hastalık, 1918-1920 senelerinde H1N1 isimli virüsün ölümcül bir başka türünün sebep olduğu bir grip salgın hastalığıdır. İspanyol Gribi hastalığı, 18 ayda 50 ile 100 milyon civarında insanın (o yıllarda yaşayan nüfusunun %15’i) vefatına neden olarak dünya tarihindeki bilinen en büyük salgın hastalık olmuştur.

Toplam Yol Açtığı Ölüm: 50.000.000

10. Kara Veba

Black Death yani kara ölüm veya kara veba olarak bilinen bu veba salgını görülmüş görülebilecek en büyük salgın hastalıktır.

Bölgeden bölgeye değişmekte olup kara ölüm ve kara veba veya büyük veba salgını olarak bilinen bu hastalık, 1347 – 1351 seneleri arasında Avrupa kıtasının büyük bir bölümüne bulaşmış ve feci bir yıkama yol açan veba hastalığı ve salgınıdır. Asya kıtasının güney batısından yayılmaya başlayarak 1340 senesinin sonlarına doğru Avrupa’ya girmiştir. Salgın hastalığına Yersinia pestis ismi verilen bir mikro-bakterinin sebep varsayılmaktadır.

Toplam Yol Açtığı Ölüm: 200.000.000

Corona Virüsü Aslında Ne?

HAARP Projesi Nedir?

İngilizcesi “High Frequency Active Auroral Research Program” olan ve kısaltması “Haarp” olarak bilinen iyonosferin hareketlerini, özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere bir çok kurum üzerinden finanse edilen Alaka’da sürdürülen bir çalışmadır.

Haarp projesi bazı çevreler tarafından “kıyamet silahı” olarak da isimlendirilmiştir. Haarp’ın Türkçe anlamı Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı demektir. Haarp projesi ABD Silahlı Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Alaska Üniversitesi tarafından yürütülüyor. Haarp projesinin fikrinin fikir babası Nicola Tesla‘dır. Haarp projesi Pentagon kontrolünde ve ABD ordusu hizmetinde bir çalışmadır.

Haarp Silah Mı?

Haarp projesinin hayata geçirilmemesi için bir çok ülkede kampanyalar düzenlenmiştir. Geniş kitleler projeye karşı çıkmıştır. Çünkü Haarp ile ilgili çok korkutucu ve ciddi iddialar ortaya atılmaktadır.

Haarp projesi iklimi kontrol edebilecek, yapay deprem oluşturulabilecek gibi iddialar en çok konuşulanlardır.

Haarp İstasyonu

Haarp istasyonu 1993 yılında faaliyete geçmiş ve şu an kullanımda olan IRI 2007 yılında tamamlanmıştır. Haarp 2008 yılında vergiler ile finanse edilmiş ve o zamandan beri 250 Milyon Dolar harcaması olmuştur. Mayıs 2014 Haarp Projesinin tamamen sona ereceği açıklanmıştır.

Elektromanyetik dalgalar üzerine birçok çalışmanın yapıldığı bu tesis uçaklar için çok tehlike arz etmektedir. Bu yüzden HAARP tesislerinde, uçak kontrol teknolojileri kurulmuştur. Herhangi bir uçan aracın tesise yaklaşması durumunda istasyonun faaliyetleri durdurulmaktadır.

Haarp Teorileri Doğru Mu?

Söylenenlere göre Haarp toplamda 36 Milyon Watt enerji açığa çıkarır. Amerika’da ise bir elektrik santrali sadece 52 bin Watt üretebilmektedir. Bu projenin gücünü buradan çok daha iyi anlayabiliriz. Tabi ki bunlar sadece dedikodudan ve teorilerden ibaret.

Bilim insanlarının yaptığı açıklamalarda Haarp ile ilgili teorilerin tamamen eksik bilgilerden kaynaklandığını, iklim değiştirmek ve zihin kontrolü gibi teorilerin tesisin kapasitesinin çok üstünde olduğunu açıklamışlardır.

Harp gerçekten anlatıldığı gibi olsa ve çok fazla radyasyon da açığa çıkarsa dünya yüzeyine saniyede 50-100 arası şimşek düşmektedir. Tüm bunlar düşünüldüğünde Haarp çok küçük kalmaktadır.

Mars: Kızıl Gezegen

İnsanlar insanlık tarihi boyunca gökyüzüne hayranlık duymuştur ve gökyüzünde olan ya da olabilme ihtimali yüksek şeyler üzerine araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmaların birisi ve önemli bir kısmı da Mars gezegeni nam-ı değer Kızıl Gezegen hakkında olmuştur.

Bir gün evimiz olan Dünya gezegeni ömrünü tamamlar ve yaşanılamaz hale gelirse ne olur? Stephen Hawking’in yaptığı bir açıklamaya göre dünyanın sonunun gelmesini engellemek mümkün değil. Dünyanın sonu göktaşı çarpması gibi kozmik olayların yanı sıra yapay zekâ, iklim değişikliği, genetiği değiştirilmiş virüsler veya nükleer savaş gibi olaylarla da olabilir.

Mars Gezegeninin Özellikleri

Mars’ın Maddeler Halinde Özellikleri

  • Mars güneş sistemindeki 4.gezegendir.
  • Rengi kırmızımsı olduğu için “Kızıl Gezegen” ismi de verilir.
  • Güneşe uzaklığı 227.936.637 km’dir.
  • “Yerberi Gezegendir” Yerberi gezegen büyüklük ve dış yapılar bakımından dünyaya benzer gezegenlere verilen isimdir.
  • Mars’ta Güneş Sistemindeki en büyük dağ olan Olimpos Dağı Mars’tadır. Bu dağ Everst Dağından 3 kat dağa büyük ve geniştir.
  • 1 Mars yılı, 687 dünya gününe eşittir.
  • Mars’ın yüzeyinden meteor yağmurları ve kutup yıldızları gibi doğa olayları gözlenebilmektedir.
  • Çekirdeği soğuduğu için “Küresel Manyetik Alanı”nı kaybetmiştir.
  • Yüzey sıcaklığı genelde -50 derece civarındadır.
  • Mars Reconnaissance Orbiter” adlı uydudan alınan verilere göre Mars’ta sıcak aylarda tuzlu su akıntıları görülmüştür.
  • Dünya dışında yaşam olabilecek en muhtemel gezegen Mars’tır.

Mars Araştırmaları ve Bulgular

Özellikle son 20 yıldır uzay denince akla ilk gelen gezegen Mars olmuştur. Uzay araştırmalarının büyük çoğunluğunu NASA yapmaktadır. Nasa’nın bu kadar yoğun çalışmasının tabi ki bir amacı var. NASA 2040 yada 2050’li yıllarda Mars’a insanlı bir uzay aracı indirmek istiyor. Son yıllarda Mars ile ilgili keşifler hızla açıklanmaya başladı tabi ki bunların en önemlisi de Marsta su bulunmasıdır.

Mars Keşifleri

Mars’ta suyu aramak için tasarlanan ve kaliteli kameralar ile donatılan Mars Keşif Uydusunun (Mars Reconnaissance Orbiter MRO) Ağustos 2005’de başlayan araştırmaları sonuçlarını 2011 yılında vermeye başladı. Tıpkı Dünya gibi dört mevsimin yaşandığı Mars’ın yüzeyinde bazı yamaçlarda bahar aylarının sonunda çıkan, yaz aylarında görülmeye devam eden, ancak kış aylarına doğru soluklaşan koyu renkli, parmak şeklinde yapılar bulundu.

Bu yapıların genişliği birkaç metre, uzunluğu ise 100 metre. Öncelerde gözlenen yüzey yapılarından çok daha ince, kısa ve bulunduğu ortamın sıcak olduğu dönemde beliriyor, ortam soğuyunca gözden kayboluyor. Akar suyun açık ipuçlarını sunan Mars bölgelerinin bir sonraki yaz döneminde, daha detaylı araştırması ile yüzey şekillerinin sırtlardan akan suyun etkisi ile oluştuğu, akan suyun oldukça tuzlu yapıda bulunduğu kesinlik kazanmış oldu. 2015’de duyurulan bu buluş ile Mars’ın (biraz fazla tuzlu olsa da) yüzeyinde zaman zaman sıvı halde su bulunduran bir diğer cisim olduğu tescillendi.

2020 yılı da Mars’tan gelecek önemli haberlerle dolu olacağa benziyor. Mayıs’ta fırlatılan NASA’nın Mars InSight keşif aracı Kasım 2018 sonlarında Mars’a iniş yaptı (planlanan iniş 26 Kasım 2018). Avrupa Uzay Ajansı ESA’nın Mars yüzeyinde biyolojik incelemeler yapacak olan ExoMars 2020 keşif aracı için çalışmalar da tüm hızı ile devam ediyor.

Yeni Dünya Düzeni

Yeni dünya düzeni, mevcut düzeni yıkmayı ve dini inançları unutturmayı, milli devletleri ve vatanseverlik denilen olguyu sonlandırarak tek bir yerden yönetilen ve bütün dünyanın oraya bağlı olduğu bir tek dünya devleti kurmayı amaçladığı öne sürülen, faaliyetleri ya da varlığı kesin olmayan bir teoridir. Yeni dünya düzeninde ülkeler yoktur, tek bir ülke vardır o da dünya ülkesi asıl amaç budur.

Yeni dünya düzeninde aile, ahlak, gelenek ve millet gibi değerler önemsizdir. Bu değerler insanlardan soyutlanarak tek bir devlet yönetimi altında dünya yönetilecektir. Bu düzenin gerçekleşmesi için tabi ki küreselleşme çok önemlidir. Peki küreselleşme nedir?

Küreselleşme Nedir?

Küreselleşme toplumsal alanda bir takım ekonomi, kültür ve iletişim gibi olguların dünya ölçeğinde yaygınlaşmasıdır. Küreselleşme sürecinin yerel çevreler ile etkileşimi tabi ki insan yaşamına doğrudan etki edecektir. Küreselleşme kavramı 1900’lü yıllardan sonra ortaya çıkmıştır ve dünyada meydana gelen dönüşüm ve değişimleri açıklamak için kullanılır.

Bazı teorilere göre küreselleşmenin başlangıcı kapitalizmin bitişi ve post modern dönemin başlangıcı olarak kabul edilir. Bazı teorisyenlere göre ise küreselleşme kavramı kapitalist sistemin geldiği noktayı anlatmak için kullanılmıştır. Küresel çapta kapitalizm hem üretim hemde tüketim üzerinde hakimiyet kurmuştur.

Yeni Dünya Düzeni Neyi Amaçlar?

Yeni dünya düzeninin amacı çılgınca üretim ve çılgınca tüketimdir. Kapitalizmin de amacı olan bu kavram dünyanın düzenini oluşturur. Yeni dünya düzeninde insanlar dinden, aileden, değerlerden ve ülkelerinden soyutlanıp küreselleşen dünyada tek dünya devleti çatısı altında yaşayacaklardır. Yeni dünya düzeninin amacı budur. “Cesur Dünya” adlı bir kitapta da bu düşünceleri yer verilir. Tabi ki bütün bunlar bir takım insanların teorileridir.

Yeni Dünya Meyvesi

Ana vatanı Çin olan yeni dünyanın diğer adı Malta eriğidir. Latince adı Eriobotrya japonica olan bu meyve gülgiller familyasından bir ağaçta yetişir. Yeni dünya en fazla Çin’de üretilir.

İlk olarak Çin’de yetiştirildiği tahmin edilen yeni dünya oradan Japonya’ya taşınmıştır. Daha sonra buradan da Akdeniz ülkeleri ve Avrupa’da yetiştirilmeye başlanmıştır. Günümüzde en fazla astropikal yerlerde yetiştirilen malta eriği meyvesi Türkiye’de ise en çok Akdeniz bölgesinde yetişmektedir. Yeni dünya meyvesi ülkemize 150-200 yıl önce Cezayir ve Lübnan’dan gelmiştir.

Malta eriği(Yeni Dünya) ağacı yaz ve kış yeşil kalabilen yaprağını dökmeyen bir bitkidir. Yeni dünya ağaçları en fazla 10 metre boya ulaşabilirler. Yaprakları ise dallarının ucuna doğru yığılmış iri ve elips şeklindedir. Yapraklarının rengi koyu yeşildir. Malta eriği en iyi kumlu ve killi topraklarda yetişir.

Yeni dünya üretim, tüketim ve ticaret olarak dünyada olduğu gibi ülkemizde de fazla bir öneme sahip değildir. Dünyada yeni dünya (malta eriği) üretiminde 200.000 ton ile Çin ilk sıradadır. Çin’i Pakistan ve İspanya takip eder. Ülkemizde de yeni dünya üretimi gelişmeye devam etmektedir. Ülkemizde yaklaşık olarak 280.000 adet yeni dünya ağacı bulunmaktadır. Türkiye’de yeni dünya üretimi yıllık 13.000 tona yaklaşmaktadır.

Yeni Dünya’nın Faydaları

Yeni dünya meyvesinin faydaları saymakla bitmez. Baharın müjdecisi olarak bilinen malta eriği içeriğinde bol miktarda A vitamini bulundurur.

  • Bir çok kalp hastalığıyla mücadelede birebirdir.
  • Yeni dünya kan şekerinin ani iniş ve çıkışlarını engellediğinden dolayı diyet meyvesi olarak kullanılabilir. Ani acıkma krizlerini engeller.
  • Sindirim sistemine yardımcı bir meyvedir. Lifli yapısından dolayı bağırsakların çalışmasını düzenler.
  • Kan dolaşımına yardımcı olur.
  • Mideye faydalı bir besindir.
  • Yeni dünya çekirdeğinin idrar attırıcı özelliği vardır. Böbrek ve mesane taşının düşürülmesine yardımcı olur.
  • Böbrek taşı ve kumunun düşürülmesinde faydası olur.
  • Fosfor, potasyum ve kalsiyum mineralleri açısından zengindir.
  • Göz ve cilt sağlığına faydalıdır.
  • Yeni dünya ağacının yaprakları tanen ve peklik içerir. Kurutulmuş yaprakları sıcak suda demleyip içerseniz ishali keser. Günde 2-3 bardak içilebilir.

Yeni Dünya Ağacı Özellikleri

Kök sistemi, çoğunlukla 25-30 cm derinlikte, yüzlek ve dağınık saçak kök yapısındadır.Yenidünyanın çiçeklenme dönemi Kasım ve Şubat ayları arasındadır. Çiçekler 10-17 cm uzunluğunda odunsu bileşik salkım şeklindedir.

Yenidünyanın en önemli hastalığı karalekedir. Hastalık ile mücadele edilmez ise ağaçlar giderek verimden düşer, yapraklar dökülmeye ve ileri
aşamalarda ağaçlarda kurumalar başlar.

Yeni Dünya Ağacı Türleri

Yeni dünya ağacının farklı iklim ve türlere göre çeşitleri vardır. Kimi türler soğuğa ve hastalığa çok dayanıklı iken kimilerinin de meyvesi oldukça lezzetlidir.

Akko XIII: Orta mevsimde olgunlaşır. Meyveleri; iri, koyu pembe portakal renkli, çok gösterişli ve lezzetlidir. Taşınmaya ve karaleke hastalığına çok dayanıklı, kendine verimli bir çeşittir.15-20 yaşlı bir bahçenin verimi, dekara 1300- 1400 kg’dır.

Gold Nugget: ABD orijinli bir çeşittir. Geçci,
iri koyu kırmızı portakal renkli, çok gösterişli, lezzetli meyvelere sahiptir. Kendine verimli bir çeşittir. 15-20 yaşlı bir bahçenin verimi dekara 1200-1300 kg’dır.

Sayda: Erkenci bir çeşittir. İri, pembe-portakal renkli, çok tatlı ve lezzetli meyvelere sahiptir. Taşınmaya ve karaleke hastalığına orta derecede
dayanıklı bir çeşittir. Dekara verim 1000-1200 kg’dır.

Tanaka: Japonya orijinlidir. Geççi, meyveleri oldukça iri, pembe portakal renkli, gösterişli ve lezzetlidir. Taşınmaya dayanıklı, kendine verimli bir çeşittir. 15-20 yaşlı bir bahçenin dekara verimi 1000- 1200 kg’dır.

Hafif Çukurgöbek: Ülkemizden selekte edilmiştir. Erkenci bir çeşit olup, orta irilikte, pembe portakal renkli, gösterişli, çok lezzetli, tatlı meyvelere
sahiptir. Taşınmaya kısmen uygun, karaleke hastalığına dayanıklı, kendine verimli bir çeşittir. 15- 20 yaşlı bir bahçenin dekara verimi 1000-1200 kg’dır.

Yuvarlak Çukurgöbek: Orta mevsimde olgunlaşır. İri, sıra-portakal renkli, gösterişli ve çok lezzetlidir. Taşınmaya dayanıksız, karaleke hastalığına orta derecede dayanıklı, kendine kısmen verimli bir çeşittir. Dekara verim 700-800 kg’dır.

Uzun Çukurgöbek: Ülkemizden seçilen bir çeşittir. Orta mevsimde olgunlaşır. Meyveleri iri, açık sarı renkli, gösterişli ve çok lezzetlidir. Taşınmaya dayanıksız, Karaleke hastalığına orta derecede dayanıklı, kendine kısır bir çeşittir. Dekara verim 600-700 kg civarındadır.

Yeni Dünya Yetiştiriciliği

Yeni dünya meyvesi bir diğer adıyla malta eriği yetiştiriciliği ılıman iklimlerde yapılmaktadır. -3 derecede ağaçlar zarar görmeye başlar.

Yeni Dünya İklim İsteği

Malta eriği meyvesi için en uygun iklim hava sıcaklıklarının 0 derecenin altına düşmediği ılıman iklimlerdir. Yeni dünya meyvesinin olgunlaşma zamanı olan Nisan ve Mayıs aylarında yaz sıcaklarının erkenden başlaması ve havaların mevsim normallerinden fazla ısınması bitkiye zarar verir. Rüzgar ve sürekli tozlu hava ağaçların döllenmesine zarar verir ve yeni dünya verimini düşürür.

Yeni Dünya Toprak İsteği

Yeni dünya yetiştiriciliği organik madde yönünden zengin, iyi bir tarımsal drenaj yapılmış toprakta olmaktadır. Ağacın veya tohumun ekileceği toprak killi ve kumlu olmalıdır.

Sulama

Yeni dünya ağacının bulunduğu toprak ve iklim türüne göre sulanması en uygun yöntemdir. Yeni ekilmiş bir ağaca nisan ayından ekim ayına kadar 8-9 günde bir en az 30 cm derinliği ıslatacak kadar sulama yapılır. Yetişmiş bir yeni dünya(malta eriği) ağacına ise en uygun sulama tava tekniğidir. 15-20 gün aralıklarla ve nisan ayından itibaren sulama yapılabilir.

Gübreleme

Güneşte iyice yanmış ve beklemiş çiftlik gübresi verilebilir. Toprağın durumuna göre yeni dünya ağacına farklı gübreler de verilebilir.

Dünyanın Katmanları Nelerdir?

Üstünde yaşadığımız Dünya, Güneş sistemindeki bildiğimiz dokuz gezegen arasında insanların yaşayabildiği tek gezegendir. Büyüklük bakımından diğer gezegenler arasındaki beşinci gezegendir. Neredeyse top gibi küre biçimli olsa da üstlerden basık ve yanlardan şişkin bir elipse benzer. Çapı 12.750 kilometre, toplam alanı 510 milyon kilometrekare civarlarındadır . %29’u karalarla kaplıdır geri kalanı ise sularla kaplıdır. Dünya’nın içinde üç ana katman vardır. En içteki bölüme çekirdek veya ağır küre denir. Çapı 7000 kilometre kadar olan çekirdeğin büyük ölçüde nikel ve demirden oluştuğu tahmin edilmektedir. Çekirdeğin çok yüksek sıcaklıkta olması nedeniyle bu mineraller sıvı haldedir.Bilim adamları çekirdeğin ortasında katı bir demir top bulunduğunu tahmin etmektedir. Çekirdeği çepeçevre saran, katı kayaçlardan oluşmuş katmana manto denmektedir. Kalınlığı 3 bin kilometreye yaklaşan mantonun üstündeki yer kabuğu da katı kayaçlardan oluşmaktadır. Yer kabuğunun kalınlığı kıtaların altında 32, okyanusların altında ise 5 kilometre kadardır .

Nasıl atmosferin katmanları varsa üstünde yaşadığımız dünyanın da katmanları vardır. Dünyayı aynı bir elmaya benzetecek olursak aynı elma gibi kısım kısım katmanları vardır. Nasıl elma meyvesinde dış kabuk, elmanın iç kısmı ve çekirdek varsa Dünyada da yer kabuğu, manto ve çekirdek olmaz üzere 3 kısımdan oluşur.

Yer Kabuğu

Yer kabuğu dünyanın en dışta bulunan ve dünyayı çepeçevre saran katmanın adıdır. Nasıl bir elmayı kabuğu çepeçevre sarıyorsa yer kabuğu da dünyamızı çepeçevre sarar. Yer kabuğu içindeki kayaçlardan oluştuğu için bu katmana litosfer (taş küre) adı verilmektedir.

Yer Kabuğu Nelerden Oluşur?

Yer kabuğu bir çok farklı etkenin birleşiminden meydana gelir. Bunlar Hava Küre, Su Küre, Taş Küre ve Ağır Küre olarak isimlendirilir.

Hava Küre Dünya’nın etrafını saran gaz karışımının adıdır. Yani kısaca dünyanın içinde bulunduğu atmosferdir. Hava küre sayesinde insanlar rahatlıkla dünyada yaşamaktadırlar. Hava kürenin bittiği yerde uzay boşluğu başlar. Yerden 10 km yukarıya çıkıldığında bir insana yetecek kadar oksijen yoktur ve insan yaşayamaz. Atmosferin ortalama kalınlığı 10.000 km’dir.

Su Küre Dünya’da bulunan bütün sular su küreye girer. Okyanuslar, denizler, göller ve yer altı suları su küreyi oluşturur. Su kürenin bir diğer adı da Hidrosfer tabakasıdır. Su yaşadığımız dünya üzerinde en çok bulunan maddedir. Dünya yüzeyinin yaklaşık %71’i sularla kaplıdır. İnsanların sıkıntısız bir hayat yaşaması için su önemli bir ihtiyaçtır. Su kürenin en büyük etkenlerinden birisi içinde sürekli bir su döngüsü olmasıdır. Su döngüsü atmosferin 15 km yukarısı ve yerin 5-6 km aşağısındaki 20 km bir alanda gerçekleşir.

Taş Küre yani yer kabuğu üzerinde yaşadığımız katmandır. Bu katmanın üst kısımları yer yer toprakla örtünmüştür. Taş kürede çokça düzlük, yükselti ve çukurlarda vardır. Yer kabuğunun kalınlığı ortalama 50-60 km olarak kabul edilmektedir. Büyük okyanusun altında olmadığı tahmin edilmektedir. Bu alanda yapılan çalışmalar çok kısıtlı olduğu için bilgiler varsayım olarak kalmıştır.

Ateş Küre üstünde yaşadığımız yer kabuğunun hemen altında olan kısımdır. Dünyada patlayan yanardağlardan fışkıran lavlar bu katmandan yukarıya çıkmaktadır. Bu bölgede bütün maddeler eriyik halde bulunur ve aşırı sıcaktır. Ateş kürenin içindeki maddeye magma denmektedir.

Ağır Küre de Dünya’nın en merkezinde bulunan katmandır. Bu katmanda demir, nikel gibi yoğunluğu çok büyük olan maddeler bulunur. Ağır kürede bulunan dünyanın çekirdeğinin sıcaklığının 4500-5000 santigrat derece olduğu tahmin edilmektedir. Böyle bir sıcaklıkta bulunan bütün maddelerin buhar halde olması gerekir fakat çekirdekte bulunan aşırı basınçtan dolayı dünyanın çekirdeğinin katı hadle olduğu tahmin edilmektedir.

Dünya’da Kaç Tane Dil Var?

Dil Nedir?

İnsanların yaşamak için yemeye, içmeye, dinlenmeye, barınmaya ihtiyacı varsa duygu ve düşüncelerine anlatmak ve karşılıklı iletişim kurmak için de dile ihtiyacı vardır. İnsanoğlunun tarihsel gelişimine baktığımızda yaratılışından günümüze kadar iletişim kurma ve anlaşmaya eğilimi vardır. İnsanın doğasında konuşmak vardır. Bu sebeplerden dolayı dünyada sayısız dil vardır.

Birbirine coğrafi olarak benzeyen toplumların dil yapısı da birbirlerine benzer hatta dildeki bazı kelimeler birbirinin aynısıdır. Bu kelime benzerliği topluma has ürünlerin başka toplumlara geçmesiyle isminin aynı kalmasından dolayı da olabilir. Mesela bütün dünyanın ayrana ayran demesi gibi.

Dillerde her ne kadar benzerlikler olsa da bir dilde kelime olup da, diğer dünya dillerinde o kelimenin karşılığı hiç olmayabilir. Mesela Almanca’da “Fernweh” kelimesinin anlamı “daha önce hiç bulunulmayan bir yer için sıla hasreti hissetmek”, ama Türkçe’de bu anlamı karşılayacak bir kelime bulunmuyor.

Diller Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

Bu gün konuşulan dillerin bir çoğu gelişmemiş dillerdir. Her miller farklı yaşayış tarzlarına göre dillerini şekillendirmiş ve birbirinden uzak yaşayan her toplumun farklı bir dili olmuştur. Fark ettiyseniz bir coğrafyada konuşulan dil ve o coğrafyada yaşayan insanların karakterleri birbirine çok benzer.

Dillerin tarihsel gelişim süreci ve nasıl ortaya çıktığı hakkında farklı fikirler vardır. Bazı bilim adamları ve araştırmacılar dünyadaki dillerin tek bir kaynaktan çıktığını ortaya atsa da dillerin kaynaklarının farklı olduğunu savunanlar da vardır.

Dillerin nasıl ortaya çıktığını araştıran bilim insanları farklı farklı kuramlar ortaya atmıştır. Bu dil kuramlarından en bilinenleri yansıma kuramı,  iş kuramı, güneş-dil kuramı‘dır.

Dünya’daki Dil Sayısı

Dünya’da kaç tane dil var? sorusunun cevabı tam olarak kesin olmasa da  2500-6000 arasında bir dil varlığından söz edilebilir. Lehçe-ağız-şive ayrımının tam olarak yapılamamasından ve bazı toplumların hiç yazıya geçirilmemiş dilleri olduğundan dolayı dünyada kaç tane dil olduğu tam olarak bilinememektedir.

Dillerin Alt Dalları Nelerdir?

Lehçe, Şive, Ağız olarak dilin alt dallarını ayırabiliriz.

  • Lehçe: Bilinmeyen bir tarih sürecinde ana dilden tam olarak ayrışmasa da uzaklaşarak ses, biçim ve yapı olarak ana dilden biraz farklılık gösteren dil alt dalına lehçe adı verilir. Örnek olarak; Türk dili için: Çuvaşça, Yakutça. Bir dilin lehçeleri tarihsel gelişime göre farklı dillere dönüşme şansı vardır.
  • Şive: Bir dilin konuşulduğu coğrafyadaki bölgelere göre farklılık göstermesi, kelimelerin ağızdan çıkış şeklinin farklılaşmasıdır. Örnek; Türkmen Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkiye Türkçesi. Yazı dilindeki ayrılıkların çok değişmesi, farklı bölgelerdeki kültür değişmeleri şiveleri lehçelere kolaylıkla dönüştürebilir.
  • Ağız: Bir şive içerisinde konuşma tarzının farklılık göstermesidir. Örneğin Çorum ağzı, Antep ağzı, Trakya ağzı, Erzurum ağzı, Konya ağzı gibi.

Dünyadaki En Eski Dil

Dünyadaki diller hakkında hiç şüphesiz en çok sorulan sorular arasında bulunan “Dünyadaki İlk Dil Hangisidir?” sorusu olmuştur. Bu sorunun cevabı tam olarak bilinmese de değişik fikirler ortaya atılmıştır.

Dünyadaki en eski dili kesin olarak bilmek için öncelikle “Günümüzde hâlâ konuşulan en eski dil hangisidir?”, “En eski yazılı kaynaklar hangi dile aittir.” ve “Belgelenen en eski dil hangisidir?”  sorularına cevap vermemiz gerekmektedir.

Bilim adamlarının kanılarına göre dünyada konuşulan en eski dil Sümercedir. Ancak dünyanın bir yerinde Sümerce konuşuluyorken başka bir coğrafyada başka bir dil konuşulmuyor muydu? Tabi ki konuşuluyordu ancak günümüze ulaşmış en eski yazılı kaynaklar Sümerce olduğu için dünyanın en eski dili olarak da Sümerce kabul ediliyor.

Türkçenin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri

Türkçenin dünya dilleri arasındaki yerine bakmamız için öncelikler “Türkçe dilinin özellikleri nelerdir?” ,”Türkçenin tarihsel gelişimi nasıl olmuştur?” ve “Türkçe hangi ülkelerde konuşuluyor” sorularının cevaplarını vermemiz gerekiyor.

Türkçe sondan eklemeli bir dildir. Bu yönüyle konuşma ve öğrenme açısından dünyadaki en kolay dillerden birisidir.

İlk Türkçenin ortaya çıkış süreci bilinmese de 6.yüzyıl başlarından itibaren hızlı bir gelişim gösterdiği bilinmektedir. Türkçe, farklı coğrafyalarda konuşulan çok geniş bir dildir. Türkçe konuşan insan sayısı ise 100 milyon civarında.

Dillerin Kelime Sayıları

Dillerdeki kelime sayıları çok farklılık göstermektedir. Dünyanın en zengin dili hangisi? sorusunun tam bir cevabı olmasa da dillerdeki kelime sayıları şu şekildedir.

  • Türkçe 111 bin
  • İngilizce 400 bin
  • Almanca 500 bin
  • Fransızca 600 bin
  • Rusça 1.1 milyon
  • Ukraynaca 1.3 milyon
  • Arapça 1.5 milyon

Ama bu sayılar tam olarak dillerdeki kelime sayısını yansıtmasa da kullanılan ve günlük hayatta tüketilebilir kelimeleri gösteren sayılar olabilir.